Ağlat Kadını ( sensizliğin senfonisi )
Bak yine hayalini astım gök yüzüne
Yıldızlar kayıyor ve hep seni diliyor içim.
Sen yoksun ben bir hiç’im.
Ses yok ışık yok ‘ nağmeler eksik…
Tavan arası nöbetlerde öğrendim yollara adını işlemeyi.
Yaralarım kurudu sanılsa da, yolunan duygularım hep kangren.
Hastalıklıyım…Senin adını yazan harfler geçiyor damarlarımdan.
Dünya bizim için dönmüyor amma benim başım dönüyor.
Parmaklarımın ucu hep seni yazıyor kağıtlara.
Bir bilinmezlik bu, bu bir kayıp!
Suskunlukların bilinç altında ses bulmasıyla
Islanıyor göz altlarım ve dudaklarım.
Bir zamanlar seni öpen dudaklarda, şimdi başka kadınlar var.
Aldatmak değil bu, seni aramak.
Milyonlarca deniz kızı içinde, saçları sana benzeyen her kadın,
Hayat buluyor parmaklarımın arasında.
Onlar yaşıyor amma ben yaşlanıyor ve, ölüyorum.
Hep seni bulamam yüzünden şizofreni hapları ile akraba çıkıyorum.
Mahkeme duvarından farksızmış yüzüm.
Doktorum öyle diyor.
Evet öyle…Lakin birde içimi bilse?
Tanık olsa içimdeki sanıklığa!
Yargılar mıydı acep hala yüzümü?
Müebbet olan bir aşk yatıyor içimin zindanları arasında.
Herkes bir yerde birileriyleyken
Dışımda koca bir ülkeyi saklasam da, içimde seninle yatıyorum uykulara….
Hatırla…
Salaş bir rüzgâr eserdi ellerim belindeyken
Akıl almaz bir müzik eşlik ederdi kalplerimize…
Ve dans!
Çay hüzündür, kahve güç.
Yudumladığım kahveler şahittir güçsüzlüğüme.
Ve beni sakın bir fincan çaya sorma?
Gitmek istiyorum uzaklara
Seni bulacağım kadar uzaklara gitmem lazım!
Yeniden doğarım belki ve kızılcık şerbeti ikram ederler sevdiklerime.
İçimde ölüme göç eden dalgalar var.
Dışıma vuran boran, kar.
Afet’im hepsi senin eserin.
Yaşamı bağışlarken, ölümü bırakacağını söylememiştin.
Bir yerde birinin kolları arasındasın belki.
Yaşamak nasıl anlam kazansın?
Susunca ben, dedikodu yapıyor içimdeki acılar.
Bu yüzden biri beni konuştursun.
Dökülsün dilimden, dilinle olan vals!
Martılar karışıyor mavilikler arsına, onlar kadar yükseklerden haykırmak istiyorum.
Kalabalık şehrin yalnızını.
Cefalar yüklü omuzlarımda.
Acılarımın külü ile makyaj yapmışım yüzüme.
Sensizliğin sessizliği sağır, ateş ve duman beni anlatır.
Anason kokusunun vurduğu sahillerde, milyonlarca insan yaşar.
Onların içindeyim ve yalnızım.
Ve sensiz….
Kimsenin dinlemediği şarkıları dinler, üstüne üstlük oturur ağlarım.
“Dünya dönse de uzaktan, dünyam durdu yokluktan”
Güneş yok, tüm bedenim ayazda.
Yanımda olsana, sar sarmala – ısıtsana.
Sana dair ne varsa şimdi, dökülüyor gözlerimden birer birer.
Kafam güzel!
Yakamozun asiliğine aldanan adamlığım, kadınlığına nasıl da muhtaç!
Ellerim ellerine aç!
Dokunan olsa da, hiç kimsenin elleri senin kadar yumuşatmıyor, nasırlaşan avuç içlerimi.
Seni düşünüş, düşürülüş.
Beş vakit kılınan namazdan betersin!
Her vakit gelmen için yalvardığım dileğimsin.
Dualarım zuhur olur damağımda.
Dimağımda zehir kokan bir gül biter.
Dikenleri ile kanatırım her yerimi.
Boş koy şimdi kan kaybından öleceğimi.
Ben, sen kaybından yerin dibinde3, Azrail’le beraber sana şiirler biriktirdim.
Ölsem de mezarımın toprağında filizlenecekti sana olan aşkım.
Azrail bu duruma şaşkın!
Meleklerin göz yaşı var elbiselerimin üzerinde.
Enkazım kubbe olur dikilir gök yüzüne!
Mihrabımda oturur ağlarım.
Mutluluğu bulduğun birinin kollarında; acılarıma sakın ola acıma!
Eğer yalnızsan seni unutmadığımı bil!
Sende acı doluysan, aşkın izleri ile yürüyelim karın üzerinde.
Eğer mutluysan, bırak unut beni!
Yağmur ol, yağ bu dizelerin üzerine!
Yıldızlar kayıyor ve hep seni diliyor içim.
Sen yoksun ben bir hiç’im.
Ses yok ışık yok ‘ nağmeler eksik…
Tavan arası nöbetlerde öğrendim yollara adını işlemeyi.
Yaralarım kurudu sanılsa da, yolunan duygularım hep kangren.
Hastalıklıyım…Senin adını yazan harfler geçiyor damarlarımdan.
Dünya bizim için dönmüyor amma benim başım dönüyor.
Parmaklarımın ucu hep seni yazıyor kağıtlara.
Bir bilinmezlik bu, bu bir kayıp!
Suskunlukların bilinç altında ses bulmasıyla
Islanıyor göz altlarım ve dudaklarım.
Bir zamanlar seni öpen dudaklarda, şimdi başka kadınlar var.
Aldatmak değil bu, seni aramak.
Milyonlarca deniz kızı içinde, saçları sana benzeyen her kadın,
Hayat buluyor parmaklarımın arasında.
Onlar yaşıyor amma ben yaşlanıyor ve, ölüyorum.
Hep seni bulamam yüzünden şizofreni hapları ile akraba çıkıyorum.
Mahkeme duvarından farksızmış yüzüm.
Doktorum öyle diyor.
Evet öyle…Lakin birde içimi bilse?
Tanık olsa içimdeki sanıklığa!
Yargılar mıydı acep hala yüzümü?
Müebbet olan bir aşk yatıyor içimin zindanları arasında.
Herkes bir yerde birileriyleyken
Dışımda koca bir ülkeyi saklasam da, içimde seninle yatıyorum uykulara….
Hatırla…
Salaş bir rüzgâr eserdi ellerim belindeyken
Akıl almaz bir müzik eşlik ederdi kalplerimize…
Ve dans!
Çay hüzündür, kahve güç.
Yudumladığım kahveler şahittir güçsüzlüğüme.
Ve beni sakın bir fincan çaya sorma?
Gitmek istiyorum uzaklara
Seni bulacağım kadar uzaklara gitmem lazım!
Yeniden doğarım belki ve kızılcık şerbeti ikram ederler sevdiklerime.
İçimde ölüme göç eden dalgalar var.
Dışıma vuran boran, kar.
Afet’im hepsi senin eserin.
Yaşamı bağışlarken, ölümü bırakacağını söylememiştin.
Bir yerde birinin kolları arasındasın belki.
Yaşamak nasıl anlam kazansın?
Susunca ben, dedikodu yapıyor içimdeki acılar.
Bu yüzden biri beni konuştursun.
Dökülsün dilimden, dilinle olan vals!
Martılar karışıyor mavilikler arsına, onlar kadar yükseklerden haykırmak istiyorum.
Kalabalık şehrin yalnızını.
Cefalar yüklü omuzlarımda.
Acılarımın külü ile makyaj yapmışım yüzüme.
Sensizliğin sessizliği sağır, ateş ve duman beni anlatır.
Anason kokusunun vurduğu sahillerde, milyonlarca insan yaşar.
Onların içindeyim ve yalnızım.
Ve sensiz….
Kimsenin dinlemediği şarkıları dinler, üstüne üstlük oturur ağlarım.
“Dünya dönse de uzaktan, dünyam durdu yokluktan”
Güneş yok, tüm bedenim ayazda.
Yanımda olsana, sar sarmala – ısıtsana.
Sana dair ne varsa şimdi, dökülüyor gözlerimden birer birer.
Kafam güzel!
Yakamozun asiliğine aldanan adamlığım, kadınlığına nasıl da muhtaç!
Ellerim ellerine aç!
Dokunan olsa da, hiç kimsenin elleri senin kadar yumuşatmıyor, nasırlaşan avuç içlerimi.
Seni düşünüş, düşürülüş.
Beş vakit kılınan namazdan betersin!
Her vakit gelmen için yalvardığım dileğimsin.
Dualarım zuhur olur damağımda.
Dimağımda zehir kokan bir gül biter.
Dikenleri ile kanatırım her yerimi.
Boş koy şimdi kan kaybından öleceğimi.
Ben, sen kaybından yerin dibinde3, Azrail’le beraber sana şiirler biriktirdim.
Ölsem de mezarımın toprağında filizlenecekti sana olan aşkım.
Azrail bu duruma şaşkın!
Meleklerin göz yaşı var elbiselerimin üzerinde.
Enkazım kubbe olur dikilir gök yüzüne!
Mihrabımda oturur ağlarım.
Mutluluğu bulduğun birinin kollarında; acılarıma sakın ola acıma!
Eğer yalnızsan seni unutmadığımı bil!
Sende acı doluysan, aşkın izleri ile yürüyelim karın üzerinde.
Eğer mutluysan, bırak unut beni!
Yağmur ol, yağ bu dizelerin üzerine!

