So long Գ

mesajını aldım.
Özlemle..

Uyuyunca bir ihtimal güzel bir rüya görüyorsun. İyi geliyor... Beni sana getiriyor.  Her şey çok yavaş gözüküyor, ama öyle değil. Hızla akıyor zaman. Dün duraksatıyor beni. Pencere kenarına çektim yatağımı, çiçeklere su verdim. Hep kötü olacak değil ya, bu defa aramızdaki mesafenin kederini dökelim gökyüzüne. Kim bilir seninle aynı uykunun eşiğinde terimiz karışır birbirine.

Sahi Buğra, bunlar da olmasa, nasıl katlanacağız hıncına esir olduğumuz bunca şeye?

cevabını bekliyorum.

Görüşmek üzere.


ADIMLA ÇAĞIR BENİ!


Dur. Ağlatma, suyla karışınca beyaz oluyorum. 

Evin dağınıklığından çok yoruldum, temizlesem ne fayda ertesi gün aynı manzara ile karşı karşıyayım. Öfkeyle ortalığı toplamaya çalışırken çekmecesinin açık olduğunu fark ediyorum. Dörde katlanmış bir kâğıt. Okuyup okumamak arasında kalıyor, en sonunda başlıyorum okumaya… 

“Kedere ve yağmura yazıyorum. Ezan sesine, kilise çanlarına, inanılan bir şeylere... Kadere!

BİR RÜYA MI ZANNETTİN YAŞADIKLARIMIZI?

 

“Kaçırdı elinden vurduğu geyiği,
Öptü yendiği ikincisini,
Üçüncüsü genç bir adamın kalbine kaçtı,
Arasındadır o yeşil yaprakların.”

YALNIZLIĞIN KAÇINCI EVRESİ ÖTEKİŞLEŞTİRME?

“Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni”

Boyumu aşan laflar bırakıyorum buraya, bu konuda herhangi bir eğitimim olmadığını ekleyerek… 

Hani tecrübelerini paylaşmak denir ya, ondan sayın. Haddimi aşarsam af ola.


Balonlarım kaçtı diye ağlayacağım sokaklarda, kötü top oynuyorum diye beni aralarına almayan bebelerin topunu çivileyeceğim, bana çirkinsin diyen o kendini beğenmiş kızın yüzüne bakmadan çekip gideceğim, komşunun camına taş attım diye babamdan bir sürü zılgıt yiyeceğim. Kötü olan ne varsa yaşadığım bu hayatta hepsini düşüneceğim akşam başımı yastığa koyduğumda.

SİZİ ÇOK MUHİM BİRİYLE TANIŞTIRACAĞIM!

 ANLAMIYORSAN, ANLAMI YOK...

Az sakin.

Sizi çok mühim biriyle tanıştıracağım.

Cesarete silah kuşananlar tutkularını giyinmişlerdir üzerine. Zira tutku, cesaretin kılıcı.

Yaşamak; tutkulardan var olma biçimi, hayat da tutkulardan yapılmış geniş bir zaman dilimi.

Tutkular için var olmayacaksak, niye varız öyleyse?

BİR YAZARA BUNU ASLA SORMAYIN!



Bir yazara sorulacak en vasat sorudan bahsedeceğim...

En büyük duygular nutkumuzu tutuklaştıran, tıkanıp kaldığımız, biçare zihinlerimizin karşılarında felce düştüğü duygular değil mi? Yazıp kâğıda bastığımız, konuşup anlattığımız, ağlayarak gülerek bağırarak hatta susarak döktüğümüz duygular, kimindir, kime ya da nereye aittir, kim bilir, kimse bilmesin.

ZAMAN ALDI

KAYNAK

Özle diyor, beni özle.

Saçlarımı, boynumun kokusunu, karşında zangır zangır titreyişimi.

Umursamazlığını senin.  

SU ÜSTÜNDE YÜRÜMEK




“Haydi / sen de halının altına süpür beni / genişlesin gecem.”
*Derman İskender Över

 

Yüzüm dümdüz. Ağzım, burnum, kaşlarım… Öfkemi döküyorum; anneme, babama, arkadaşlarıma, siyasilere, ki bu çağda en çok siyasilere… İnsanı inanmaktan iğrendiren herkese ve her şeye.

Telefon elimde, sosyal medyada dolanıyorum. Aklım pazar yeri, kalbimin atış hızı belirsiz. “Tüm sıkıntılardan seni kurtaracak mucize” başlıklı bir gönderi çıkıyor karşıma. Birkaç tel kalmış saçım, alnımı kaşıyor. Videonun sesi sonuna kadar açık, “ölüm var” diye bağırıyor, yirmili yaşlarda, gözleri kendinden sürmeli, yakışıklı bir oğlan. Kirpiklerime karanlık düştüğünde, gördüklerim gerçeğin içyüzü.  Uzun zamandır bu kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. Sürekli akan bir ırmağa bakar gibiyim.

DEM

 


Yanıldığım için gözlerim şişene kadar ağlamışımdır.

Dahası, artık ağlamıyorum.

Çünkü yüzümde, yanılmaktan ıslanmamış tek hücre yok.

Bildin mi…

Günün yorgunluğunu bir türlü atamıyorum üzerimden, gönül yorgunluğum da eklenince hayli kötü hissediyorum. İçimdeki sıkıntıyı bir yere bırakıp taş değirmende öğütülmüş bir Türk kahvesi diye diye yöneliyorum mutfağa. Keskin kokusunu hissettikçe, minik tebessümler dudaklarımda. Aynı zamanda dünyanın en uzun koridorundan geçiyorum sanki, o kadar bitik vaziyetteyim.

Koku. Kokular. Hızla yönüm banyoya çevriliyor, üzerimdekilerden kurtuluyorum. Gömleğimin yakalarını açıyor, kravatımı fırlatıyorum yatak odasına. Kısa şort, bağrımı açtığım beyaz gömlek. Ne kombin ama.

ANAHTAR

 Paniklemiş bir ses tonu uyuşturuyor kulağımı.


Anneannen çok hasta, çık gel, her yer her yerde… Ev sahibi evden atacakmış, haklılar da o kadar kötü.

Peki deyip kapatıyorum telefonu.

Bavulumu gerekli gereksiz şeylerle doldurup koyuluyorum yola. Hareket saatine bir saatten daha uzun bir vakit ayırmış kader. Bozuluyorum. Virüs belasına oturacak yer yok zaten.

Dayanamayıp çömeliyorum kaldırımın dibine. Yeni aldığım kitabımı çıkarıyorum çantamdan.

“Aynı şeyleri yinelemek öldürüyor beni. Sirkeli suda büzüşen ellerimi yıkarken her seferinde. Bundan böyle hepsi bu mu yani diye soruyorum kendime. Bırakın bahçenin sonundaki uzun çimenlerin üstüne uzanayım. Hayatımın geri kalanını uyuyarak geçireyim.” *

TARTIŞMAYA AÇIK YARA İZLERİ

Yara İzleri Juan Jose Saer tarafından yazılıp dilimize ilk Gökhan Aksay tarafından çevrildi. Orijinal ismi Cicatrices olan bu kitap 2020 yılında Jaguar Yayınları etiketi ile raflardaki yerini aldı. Kapak görüntüsüyle, dikkat çeken sade bir çalışma. Kitabı bitirdiğinizde, üzerindeki dört izin, romanının ana karakterlerini temsil ettiği hissine kapılıyorsunuz. Hem ilk algı hem de sonradan bıraktığı bu duyguyla yaratıcılığın böylesi güzel kullanılması, sevilesi.