Hava tam kayınbiraderinden hamile kalıp, “ben bu çocuğu doğurmaya hazır değilim, daha yeni evlendik” diye kocaya ağlamalık. İyi değilim. Kafam karışık, nedenini okudukça da anlamayacaksın. İstersen okuma, sen bilirsin…

Züppelerin, serkeşlerin, ibnelerin yok olduğu bir sokakta; elimi uzatsam avunacak ya da okkalı bir tokat yiyecektim. Biri O… çocuğu diye bağıracaktı belki de. Alsancak burası belli mi olur? Meşhur Bornova Sokağı, geçmişliğiniz vardır illa. Bu sokakta birinden etkilenmek, hele ki dünya güzeli bir kadına âşık olacağın gelir mi aklına?

Tam vazgeçmek üzereyken, benimle yürümeye başlamaz mı? Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı, aynı hızda adımlarımızı saydım. Sonra ani frenle durdum. Gözlerimin içine baktı, resmen içime düştü. Dudağında uçuk kırmızı ruju, elinde tüttürdüğü sigarası, mavi jean ve gözünde iki damla yaşı ile karşımdaydı. Yırtık kot pantolon, birine ancak bu kadar yakışabilir!

Vakit kısıtlı belli ki o da etkilendi benden derken, dudakları dudaklarımdaydı. Yıllardır yaşamıyor muydum? Bir anda unutmuştum bütün meselemi, hayat benimleydi, peki ben neredeydim? Sakin ol! Gavat değilim, aşk varsa sevişmek de olacak elbet.

Tuhaf… Hiç duymadığım bir müzik çalıyor kulaklarımda. Valse’yi anımsatıyor. Kapılıp gittiğim, karşımdaki büyüleyici zaman mı, kendim mi bilmiyorum. Bildiğim, bu tadı çok sevdim. Dünyanın dört bir tarafından alkışlara boğulan müzisyenler gelse bile; eminim çözemez bu notaların sırrını. Evgeny Grinko gibi bir adamın Türkiye’de ülkesinden daha çok seviliyor olması, istisna bir konu.

Taşıdığım yetmiş kiloluk et yığını bana ait değildi. Bedenimin orada olması benimle inat ede dursun, orada değilim. O da değildi, masum değiliz hiç birimiz. Kan ter içinde, gecelerce, nefes nefese! Masum değiliz. Seni seviyorum, Sezen!

Kasıklarımı okşayan, yolun ortasında beni soytarı eden bu haz bir an önce bitecekti, bitmeliydi. Kordonda canlı müzik yapan bir mekâna oturduk. Kirli sakallı çocuk söylemez mi Mualla’yı… Yüksek kaldırımda gündüz, ulan bunu yapacak adam mıyım ben? Sağa sola döndüm, deri ceketimin yakasını düzelttim. Onu yercesine gözlerine baktım, ruhen yemekten bahsetmiyorum, lütfen! Sadece, o an benim hakkımda ne düşündüğünü merak ediyordum. O da beni izliyor, biz susuyoruz ve bakışlarımız konuşuyor:

-Şimdi ben âşık olursam…

-Şimdi ben bu adama âşık olabilir miyim?

Bak canım; biz öpüşmedik. Yani sıradan, anlık bir durumdan ibaret değil, anlıyor musun? Yatak odasında sonlanacak bir geceyi de istemiyorum, yatak odasında geçmeyecek bir geceyi de… Bir ömür istiyorum, anlıyor musun?

İncir Reçeli’ni izlediniz mi? İZLEMEYİN! Bütün hayatım berbat oldu. Her sahnesini yaşar oldum. Neyse konumuz bu değil. Biliyorsunuz, sevişmeden de aşk oluyor. Olmuyorsa söyleyin, yüksek bir yerden atayım kendimi. Hatta intihar etme şeklini söyleyin, düşünmeden itaat edeyim.
Garson, pardon bakar mısın? Yani bakacak mısın? Roman yazdım burada, birazdan çocuğumuz olacak “amca amca” diye koşacak arkandan. İnce belli bardakta çay istiyorum dedi… Garsona iş atacak olsa benle oturmazdı diye ince bir ironi geçti içimden. Kıskandım ulan, evet. Ben, az önce öptüm onu! Ne demek çay istemek! Ben de “kalllın” belli bardakta çay istiyorum diyerek bozdum adamı…

Kordon kaldırımlarının uyduruk çizgilerine baktık. Kim yapmış bunu diye düşünmüş olabiliriz. Günün yakamoz’unu izledim. Romantik adamım. İlk adımı karşımdakinden bekleyecek kadar romantik…

“Hayatında kaç kişi var, senin gibi bir yazarın seviştiği ne çoktur” demez mi. “Oradan öyle mi duruyor, hayır yok. Benim hayatımda kimse yok” derken, yalan söylüyorsun diye lafı ağzıma tıktı. Normal, ilk görüşte öpüşmüştük. Bir şey diyemedim, cesaretim de yoktu. Elini uzattı; masanın üzerinde duran elimi tuttu. Ya elimi hiç kimse tutmamıştı bu zamana kadar ya da, o diğerlerinden farklıydı, inanılmaz sıcaktı. Sınırsızdı! Kalbimin atışı karşı sahile vuracak kadar şiddetliyken duyduğum huzur, paha biçilemeyecek kadar kutsaldı… O konuştukça dinledim. Bir dini yayar gibi konuşuyordu ve inanıyordum.

Saat epeyce ilerlemişti, sessizliğimden olsa gerek, “Kalkalım artık” dedi. Öyle sıkı sarıldı ki kaburgalarını kaburgalarımda hissettim. Sıcaktı. Çıktık mekândan ve YILLARDIR BİRLİKTEYMİŞÇESİNE KARIŞTIK ŞEHRİN KALABALIĞINA… Sonra ne mi oldu. Belki hiç bir şey olmaz belki de sonra anlatırım. Canım öyle istiyor.








Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir