” bu öykü oggito.com da yayınlanmıştır. “

Hoş geldin. Yüzülmemiş sularda ve söylenmemiş şarkılarda kalsın ömür. Ciddi ciddi ağlamadım bugün. Vallahi billahi. Benim annem yok, cennet ayaklarının altında.

Bütün gün, biz birlikte, yalnızca seninle! Üzülme, incindiğin yerden silerim gözlerini. Islanmışsın; ıslaklığından öperim seni, üşüme, gel ısın. Neler almışsın böyle, desene akşam ne güzel geçecek, şömine ne güzel yanıyor değil mi? Her yer sıcak aslında, sırf sen seviyorsun diye onu da yaktım. Yahu ne diyeceğim; sıcağında bakıp gitmek ne güzel uzaklara, omuzlarında uyusam ben senin? Ömür dediğin Cemal Süreya misali; harcanıyor sevgilim ve hiçbir şey senin gelişin kadar iyimser değil. Yüzüme yüzünü çizdiğim makyajdan ötesi yok. Kahvaltı hazırlamak için, sabah sen işe gitmeden uyandım. Yanına şöyle bir uzandım, ne güzel adamsın diye geçirdim içimden. Keşke hep burada, bu evde kalsan… Ben ne şanslı kadınım. Sesim sesine çarpıyor. Elimden ellerini öpmekten ötesi gelmiyor, adam. Gözümü bir açtım ki gitmişsin. Dedim kesin Alsancak’tan kumru alacaktır. Yayınevindeki kızlara da götürüyorsun ya çok kıskanıyorum.

Omuzların çok sıcak, dur biraz bekle acıkmışsındır, mutfağa gitmeliyim. Sevdiğin yemekleri yaptım; zeytinyağlı yaprak sarması veee beyaz şarapla başlayalım ne dersin? Loire Pouilly Fumé 2008 yazıyor. İlk tanıştığımızda aldığından bu da, değil mi?  Gece uzun, tıka basa dolmasın karnımız. On dakika kadar bekle, azıcık ayrı kalacağız. Geleceğim. Sakın bir yere ay-rıl-ma!

Bu bardakları koymalıyım, salata tabakları kırılmıştı değil mi? Düz tabağa koysam ayıplar mı beni, bilemedim bak. Deli ben. Evi beğeniyor mu acaba, kapı girişi epey rutubet almış. Onu karşılarken utanıyorum. Girişte Deniz’in Paris’ten getirdiği mumluklar olacaktı, onu da indireyim. Oraya kadar gitmişken kırmızı rujumu da sürerim; bardakta dudaklarımın izi olsun, seksi oluyor. Bu sefer ilk gördüğündeki gözyaşlarım dökülmesin üzerine, gözlerimin içindeki huzuru öpsün ve yavaş yavaş çıkarsın üzerimdekileri. Onunla sevişirken, kadın olduğumu hissediyorum. Naylon saçlarımdan öperken, erilliği mühürleniyor kaderime. Kadrime söyleniyor, onu bana yazan kaderi delice seviyorum.

Güzel yemek yapamıyorsan, güzel erkekleri sevmeyeceksin,” derdi Duygu Teyze. Güzel yemek yapamıyorum ama güzeller güzeli ünlü bir adamı sevdim, ömrünü ömrüm bildim. Yaşıyor mu acaba, karşıma çıksa da, “O işler senin dediğin gibi olmuyor Dudum!” desem.  Öpsem, sarkmış gıdığından.

Yeter ya hu, adam açlıktan bayılacak, gidip uyandırayım.

Orda mısın? Tuvalete mi gittin? Hey sana söylüyorum duymuyor musun beni? Neredesin? Bu şömine yanıyordu, ev sıcacıktı. Şimdi neden bu kadar soğuk? Yağmur yağıyordu, akşamdı. Neden pencereden güneş vuruyor?

Sessizlik… Lütfen sessizlik…

Daha fazla, hep daha fazla sessizlik… Sen hiç gelmedin. Gelmediğin her gün biraz daha seyreldi saçlarım, rujum bütün yüzümü boyadı, aynaya bakmadım, mavi jean giymedim. Tanımadığın kadınlara yazdığın kitapları okudum. İçinde ben var mıyım diye, medet umduğum hikâyeleri. Benden bahsedersin ümidiyle röportajlarına baktım. Soluksuz düştüm peşine.

Öyle yanımdasın ki hâlâ. Hayatımın tamamında sen varken, hayatının geri kalanında zerre kadar yoktum. İlk görüşte öptüğün, aynı gece seviştiğin sonra terk ettiğin bir kadındım.  Bilmediğin, bilmezden geldiğin delirttiğin.

Sıvandım, bir anlık zevk için yarana. Ey adam sana!

Unutursam delireceğim.

 

This article has 5 comments

  1. Pınar Köksal Üretmen Reply

    Güne eşlik bir öykü, yalın ve en derine giden. Hani yanına da kahve. Güzelliklerle dolu olsun gününüz💐

  2. Olga Robenson Reply

    Ben bu öyküyü dün okudum. Benim pek iyi bir öykü okuru olduğum söylenemez en azından bana öykü olsun yeter siler süpürürüm diyenlerden değilim. Kısa öykü dedikleri şeyden bu yazı ve toplasanız bir kadının ağzından bilemediniz 10 dakika içinde geçenleri, eyleme dönüştürdüklerini yahut dönüştürmeye yeltendiklerini ve özünde aslında kadının rutinini de aynı anda anlatan kısa bir öykü. Kurgusu yani hikâyesi yok öykünün. Bir o kadar da kocaman bir hikayesi var. Bir sonu da yok ki bence öykülerde son olmamalı zaten. Fakat bitirdiğinizde okumayı; kafanızda oluşmuş sahnenin içindesiniz ve bırakmıyor öykü sizi yani o kısacık 10 dakikada tüm hayat sanki romanmış gibi uzun uzun soluksuz okumuşsunuz ve etkisi sürüyor gibi kalıyorsunuz öykünün içinde. Yazan arkadaşı tanımıyorum -hoş bizim ekipten tanıyan varmış- belli ki çok genç biri, söylemek haddim değil belki edebiyatçı vb olmadığım için fakat bu çocuk kocaman dünyalar yaratacak ilerde bence ve çok iyi işler yapacak… Bence…

  3. Merih Nesrin Yalçın Reply

    müthiş bir öykü, kısacık,boğazıma acıtan bir yumruk bırakacak kadar büyük…sağol paylaştığın için

  4. DİCLE HANDAN DİLSİZ Reply

    OKUYARAK YAŞAMAYA ÇALIŞANLARDANIM KARŞIMA BÖYLE ÇALIŞMALAR ÇIKINCA DAHA FAZLA OKUMAK GELİYOR İÇİMDEN. FACEBOOK PAYLAŞIMLARINDAN GELDİM BURAYA. YAZANI TANIMIYORUM BÖYLE KALEMLERİN TANINMAMASINA DA ŞAŞIYORUM DOĞRUSU… AHMET BATMANLARIN HIZLA ÇOĞALDIĞI BİR ÜLKEDE BÖYLE KIYMETLİ YAZAN ARKADAŞLARIN ADININ BİLİNMEMESİ NE ACI…

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir