Gökyüzü renk değiştirdi, kuşlar ters yöne uçmaya başladı ve Nasrettin hoca düz biner oldu eşeğine. “Kolumu dirseklerimden kıran bu güçsüzlüğü hissetmek istemiyorum. ”

Dışarıda içerisi var, içerimde bir ben. Bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Elem dolu kederler, sıtmayla karışık titremeler, âşık olduğum zaman duyulan karın ağrısı. Bir şeyler biliyorum. Yeryüzünü ve gökyüzünü, gök üstüne sahip olabilmeyi, yer dibinde çiçeklenmeyi diliyorum. Tutulmuş geceler var, tutunmaya ramak kalmış gündüzler. Renkler biliyorum, siyahında çok kez öldüm mavinin. Gövdem kaç kez dolandı saçlarına? Kaç kez girdim içerine senin?

Saydım. Uykumun üzerinden atlayan koyunları, gelmeyen geceleri saydım. Ne kadar düştün kendi çukuruna? Kendi çamurundan heykeller yapıp ona âşık oldun mu? Sırtımda senin lekelerin: Bıçak üzerinde kan, üzerinde yüzen gemi. Hiç istemedim.

Tutunamadığım yerde bırakılmamışlara yazıyorum. Karşımda sevgiliye sarılmalara… Dolmuş köşesinde oturmalara, uçan balonlara. Uçmayan aklıma. Öpmelere, koklamalara. Tuzağına, tuz ağrıma, yaramda yanmayışına.

İçinden içime. Hadi, gökten bir yıldız düşsün ve bana ait ışıklarda, sarmaş dolaş bir dilek tutayım. Tüm yabancı dillerden arındırıp öğret bana yalnızca senin dilini. Dilin din. Ağzınla paylaşayım tüm kozlarımı. Tırnakların çizsin günahları. Öyle çok kanasın ki etim, göğüs boşluğunu yurdum bileyim. Denizinde taş sektireyim, seke seke öpeyim boynunun kokusunu. Gezmişlerden olayım. Gözlerim kızarsın gözlerine değince, yanaklarım elma şekeri. Hiroşima’da bir çocuk senin düşününce: Merhaba ben Nazım Hikmet. Geceleri; uykusuz, aksi, nalet!

Sana dolanmayacaksam, uçurtmayı vursunlar. Derinindeyim, boşluktayım. Kuyunda. Kuytuna hasret. Koynun cennet. Yemişim günahını. Tanrı affeder, sen de affet.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir