İleriye doğru baktım. Kalabalıktı, umduğumdan daha fazla hem de.  Bunca kalabalığın içinde ne işim var benim. Sahi nasıl bir gün bugün. Anlatmaya başlasam kazınmaya yüz tutmuş yara, kana kana. Kalbim buruşmuş poşet sesi çıkarıyor, herkes Ankara’nın Bağlarında oynuyor.

Elimden tutuyor halam, hadi ama sensiz olmaz deyip piste sürüklüyor. Ya ben beceremem diyorum cıvık bir sesle. -Seğn diyorlar. Parmaklarımdan ses çıkmıyor, çıkmıyor işte. Orta yerde kazulet gibi duruyorum. Alkış da tutamıyorum. Bir elimi diğer elime değdirmeye halim yok. Herkes bir güzel giyinmiş görmeyegör. Saçım, başım, gönlüm darmaduman. Zaman geçmek bilmiyor, o masadan o masaya gidiyorum. Nasılsın her şey yolunda mı diye sorup duruyorlar. İyidir ya siz nasılsınız diye ezbere cevaplar veriyorum. Hiçbir şey iyi değil. İyi değilim. Ciğerime kadar gözyaşı doluyum.

Geçen akşam durup dururken aklıma Nilüfer geldi. Hatun ne yapıyorsun yazdım. Aynı şehirde birbirimize hasret düştük deyip önümüz hafta için sözleştik. Onun bebeği oldu, ben iş telaşına düştüm. Arayı fena açtık bu sefer.

Denize bakıyorum, suyun üstünde süzülen her bir martı için saçlarımı döküyorum toprağa. Büyümek istemiyorum ama büyüyorum. Bu defa farkında olmadan büyüyorum. 

Birkaç gün sonra bir haber ilişiyor gözüme. Cinayet: İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bir barda çıkan saldırı sonucu bir kişi öldü, iki kişi ağır yaralı vaziyette hastaneye kaldırıldı. Tıklıyorum. Karşımda Nilüfer’in fotoğrafı. Kalakalıyorum önce. Başımdan aşağı ter boşalıyor. Ayağa kalkıyorum. Aynanın üstü tozlanmış, büyük harflerle NİL yazıyorum. Tekrar oturuyorum haberin başına. “Karşıyaka ilçesinde bir kişi pompalı tüfekle gece kulübüne ateş açtı, işletmede güvenlik personeli olarak çalışan bayan; başına ve göğsüne isabet eden saçmalarla olay yerinde hayatını kaybederken iki kişi ağır yaralandı.” Hayat duruyor birdenbire. Kocaman bir ah çatlıyor içimde. Gitmeden birkaç saat önce konuştuk, gitmeden birkaç saat önce. Sohbette yazıştıklarımıza bakıyorum. En son işe dönmem gerekiyor, yoğunluk var bu akşam, Allah’a emanet ol yazmış. Bugüne dek böyle cümle kurulmamıştı hiç.  

Kapatıyorum gözümü, gözümün önüne geliyor. Birlikte çekildiğimiz fotoğrafları buluyorum. Göğsüm yerinden çıkacak gibi. Sağ olmasın başım. Başımı koparıp alsana gövdemden. Sana nasıl veda ederim. Ben sende kaç şiir ezberlerdim, ben sende kocaman büyüdüm. Ben senle. Sahi senle ben kaç yıllıktık, onca yıla senle ben kaç ruh sığdırdık.

Sekiz yıl önce yazdığımız şiir geliyor aklıma. Küçücük çocuktuk, adını bir türlü koyamadık o zamanlar. Yazdığımız gece ses kaydına almıştım. Açıyorum. Dinliyorum da dinliyorum. Beni duyduğunu bile bile, omuzlarımda ellerini hissede hissede uğurlamaya çalışıyorum. “Çiçekli Şiir” oluyor an itibari ile o şiirin adı.

“Hüzünlü akşamların en güzelinde sana dair ne varsa içimde, akıtıyorum gözlerimden birer birer.”*

En güzel çiçeklerle… Çiçeklere.

Görüşmek üzere.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir