“Ezberledim bu hallerini, o kadar alıştım ki ona yol olmasını umduğum yazarlarla gidiyor kapısına, bulamadığım yollarda ben de kayboluyorum. Birkaç dakika öncesine kadar oturup yazarım diyordum her şeyini. Tuhaf giden bir şeyler var. Bu sefer, bir hayatı noktalar gibi bırakıyor kitabı, “Bin Hüzünlü Haz” yazıyor üzerinde. Perdeler sonuna kadar kapalı ve sadece masanın üzerinde minik bir ışık yanıyor, duvarlar bomboş, bir masa bir de tabureden başka bir şey yok odanın içinde, epey de rahatsız oturduğu yer. Tonlarca kitap var ama onları dizecek tek bir raf bile yok. Yığın yığın…

 

İçim şişti sana büyük bir kitaplık alalım diyorum, gördüğüm kitapların kalesi olduğunu söylüyor. İzin vermiyor duvarlarının yıkılmasına, tepkisi o kadar sert ki dudaklarını kıpırdatış şeklinden, gözlerini gözlerime değdirmesinden, ellerinin havada çizdiği işaretlerden; zor değil öfkesini toplamak. Çok üsteleyemiyorum, cesaretim de yok zaten, kitabın adına dönüyorum tekrar, fırlattığı yere yöneliyorum. Bin hüzün mü ellerimde taşıdığım, bin haz mı bilmiyorum. “

Bu öykünün tamamı Edebiyatist Dergisi Eylül-Ekim Sayısı’nda yer almaktadır…

 

 

Dergi satılan herhangi bir yerden temini mümkün.
Görüşmek üzere. 🎈

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir