Seni görünce ne aynı hevesle ne de aynı heyecanla yürüyorum.
Hep aynı hızda, aptallaşıyorum.

İçim, içine düştüğüm bir yer.
Ne zaman boğulmak istesem, sana yüzerim ben.
Sesindeki gülüşle karşıladığım sabah uğurlar, sevişemediğimiz geceleri.

Karanlığını unutsam, çırılçıplak aydınlığınla erişsem ben senin.
Teninden tenimi kopartıp ellerini gezdirsem bedenimde,

Ağzımdan dökülen her zerre, ömürlük nefes çenemde.

Ezbere bilmem adının geçtiği alfabeyi.
Bildiklerim de var elbet,

Tenin tenimde ilah mesela, beş vakit, içimde tınısını hissettiğim.

Dinle,
Gökten inen kitaplar şahit.
İncil’de okudum, Kuran’da bildim âşık olabilmeyi.

Gelenleri unut, gidenleri sil hafızamdan.
Yalnızca sen, ansızın tenime dolduğun zaman dolansın hücremde.

Ben, uykusunda annesini ağlayarak görmüş bir adam,

Dizlerin, başımda yastık.

Uzandım.
Bir şair kadar bağırdım.
Bunu sana yazdım.
Seninle her gün tanışma yetime yazdım.
Sol yerime.
Bile bile.
Son yerime.

Bize bizi hatırlatmaya ne gerek.
İstediği kadar açsın çiçekler.
Yol ver gitsin, uçuversin Cemal Süreya yürekli kuşlar.

Ki dönecekler!
Ne derlerse desinler, hep gelecek kış.

Ocak başındaki kardan konuşalım biz,
Üşüdüğümüzde birbirimize sarılıp uyuduğumuz gecelerden.

Kürtçe bir ağıtta,
Sevgilim.
Lazca bir titremede,

Ölelim biz seninle.
Piaf aşkına ölelim.
O çok büyük şairlerin yazarken hissettiği kadar ölelim.
Hiç bitmeyelim.

Sevgilim.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir