“Kedere ve yağmura yazıyorum. Ezan sesine, kilise çanlarına, inanılan bir şeylere… Kadere!

Masanın üzerine yığılmış kitaplar, yazmaya başladığım ama bitiremediğim metinlerle dolu etraf. Bir türlü dikkatimi toplayamıyor, çok şey yapmak istiyor, hiçbir şey yapamıyorum. Kalbim aklımla bütünleşmiş, karmakarışık, ikisinin de nerede olduğuna dair bir fikrim yok. Bunların geçeceğini söylüyor içimdeki ses, içimdeki ses, çok kalabalık, o kadar uzun süredir söylüyor ki bunu, artık tekrar okuyabileceğime ve sayfalarca yazabileceğime inanmıyorum. Aynaya bakıyorum, gözlerimin altındaki renklere, çizgi çizgi.  Her çizginin ben de bir hikâyesi var, her hikâyenin de bir çizgisi, o çizgiden yürüyorum, kimseye anlatamıyorum. Tam anlatmak istediğimde, sertçe kavrıyor belimden.  Belki, yazmaya başladığım bir iki metni bitirebiliyorum, hepsi o kadar. Anlık, iyi hisler. Kendimi zorluyorum, evet bunun farkındayım. Çünkü sadece, ben olmak istiyorum.”

Bu öykünün tamamı Edebiyatist dergisinin 28. sayısında….

Online sipariş için tıklayın. 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir